Bir süredir sosyal medyada karşıma çıkan bir kavram var: Grandmacore.
İlk başta bana sadece estetik bir akım gibi görünmüştü. Sonra biraz araştırınca, aslında çok daha tanıdık bir şeyi anlattığını fark ettim.
"Grandmacore", "büyükanne" ve "estetik" kelimelerinin birleşiminden oluşuyor. Anneannelerimizin gündelik hayatın doğal bir parçası olarak yaptığı pek çok alışkanlığın ruh sağlığımıza iyi geldiğini yeniden hatırlatan bir yaşam yaklaşımı olarak tanımlayabiliriz.
Örgü örmek…
Evde ekmek pişirmek…
Gün doğumunu izlemek…
Bir şeyi atmak yerine onarmak…
Yavaş sohbet etmek…
Aslında bizim kültürümüzde bunların hiçbirine "akım" demiyorduk. Çünkü bunlar zaten hayatın içindeydi. Belki de Grandmacore yeni bir yaşam biçimi değil; nesiller boyunca doğal olarak yaşadığımız alışkanlıkların yeni bir isim kazanmış hâli sadece.
Bu kavram bana, Pozitif Psikoloji'nin kurucusu Martin Seligman'ın yıllar önce ortaya koyduğu PERMA modelini (*) düşündürdü. Seligman'a göre iyi oluş hâli yalnızca mutlu hissetmekten ibaret değil; olumlu duygular yaşayabilmek, kendimizi yaptığımız işe verebilmek, güçlü ilişkiler kurabilmek, hayatımızda anlam bulabilmek ve küçük de olsa bir işi tamamlamanın verdiği tatmini yaşayabilmekle de ilgili.
Grandmacore'un öne çıkardığı alışkanlıklara baktığımda bunların pek çoğunun bu iyi oluş hâlini destekleyen davranışlar olduğunu fark ettim. Belki de bu yüzden bu akım bu kadar ilgi görüyor. Çünkü bize yeni bir şey öğretmiyor; zaten bildiğimiz, yapabileceğimiz ama unuttuğumuz şeyleri yeniden hatırlatıyor.
Hızlı olanın kazandığı, zamanın neredeyse karaborsa olduğu bir dönemde; belki de tam da bu aykırılığı nedeniyle; bu yaklaşım bana oldukça iyi geldi. …
Okulların tatil olmasıyla birlikte ben de bu yaz kendime küçük bir Grandmacore listesi hazırladım. Üstelik kızımla birlikte yapabileceğimiz şeyleri de ekleyerek…
Çok basit, hatta belki şaşırtıcı.
"Evde vakit geçirmiyor muyuz?" diye düşündüm önce.
Sonra fark ettim ki neredeyse her gün mutlaka bir sebeple evden çıkıyorum. Bazen küçük sebepler, bazen kilometrelerce yol gitmeyi gerektirecek kadar büyük sebepler…
Bir kez dışarı çıktıktan sonra ise günün temposu beni de içine alıyor.
Bu yaz, hiçbir telaşımın ve dışarıda halledilecek bir işimin olmadığı günlerde evin sessizliğini ve dinginliğini daha çok yaşamaya çalışacağım.
Telaşın olmadığı, telaş yaratmayan sözcükler.
Acelenin, sinirin, hırsın, karşılaştırmanın yapılmadığı, gıybetin uğramak istemeyeceği uzun masalarda edilen yavaş sohbetler…
Yıllar önce eşime çölyak tanısı konduğunda en çok ekmek bulmakta zorlanmıştık. Marketlerde şimdiki gibi glütensiz seçenekler yoktu. Evde kendimiz ekmek yapmaya çalışırdık. Çok da lezzetli olurdu. Onun kokusu tüm evi sarardı ve pişmesini beklemek ayrı bir heyecandı. Bu duygularla bu da listeye girdi
Grandmacore'un önerisi ikinci el eşyalar kullanmak.
Ben bunu biraz değiştirdim.
Benim için önemli olan ikinci el değil; ruhu olan eşyalar.
Hatırası olan, kullanılmışlığının yaşanmışlığımın olduğunu hatırlatan objeler, fincanlar, giysiler daha çok etrafımda olsun. İçeyim gitsin, yiyeyim bitsin, giyeyim çıkayımların yerini itinayla alsınlar..
Yaklaşık iki yıldır, şu an sekiz yaşında olan kızımı örgü derslerine götürüyoruz. (*yazının görseli kendisine ait )

Örgü örmeyi faydalı işler listesinin en başına koyabilirim.
İnsanı ana getiren, dikkati tek bir noktada toplayan ve zihni sakinleştiren en renkli aktivitelerden biri.
Grandmacore'un merkezinde olmasına hiç şaşırmıyorum.
Yazın en güzel seyirliği.
Bir günün başlangıcına ve bitişine tanıklık etmek…
Belki ömrü uzatmıyordur ama hayatı kesinlikle derinleştiriyor.
Sürekli yenisini almaya teşvik edildiğimiz bir dünyada…
Bazen en güzel his, bozulan bir şeyi yeniden kullanılabilir hâle getirmek.
Bir düğmeyi dikmek…
Bir vazoyu yapıştırmak…
Bir tişörtü başka bir şeye dönüştürmek…
"Kurtardım." hissi gerçekten çok keyifli.
Kahvaltı çayı başka…
Akşam yemeğinden sonraki çay başka…
Ama beş çayı bambaşka.
Yanına küçük bir kurabiye koyduğunuzda zaman biraz yavaşlıyor sanki.
Benim için küçük bir masal gibi.
Sanırım en zor madde bu.
Bedeni, zihni ve tüm hücreleri kısa bir süreliğine de olsa hiçbir şey yapmamanın içine bırakabilmek…
Yazarken bile zor geldi.
Pratikte nasıl olacak, ben de merak ediyorum.
Bütün bunlar elbette imkânlar dâhilinde.
Çalışma hayatını, sorumluluklarımızı ya da her gün yerine getirmek zorunda olduğumuz işleri bir kenara bırakma şansımız yok.
Ama belki hepsini değiştirmek zorunda da değiliz. Belki yalnızca günün içine küçük ritüeller ekleyebiliriz.
Çünkü iyi oluş hâli bazen büyük kararlarla değil; her gün tekrarlanan küçük davranışlarla inşa ediliyor.
Belki de Grandmacore'un bize hatırlattığı şey tam olarak bu.
Anneannelerimiz her şeyi yavaşlatmıyordu. Hayatın hızına rağmen, yavaş kalabilecek alanlar oluşturuyorlardı.
Ve galiba bugün en çok ihtiyacımız olan da tam olarak bu.
(*) Martin Seligman'ın Pozitif Psikoloji yaklaşımında iyi oluş hâli; olumlu duygular, kendini bir işe verebilme, güçlü ilişkiler, anlam duygusu ve tamamlanmışlık hissi gibi bileşenlerle açıklanır (PERMA modeli). Grandmacore'un öne çıkardığı pek çok günlük ritüelin bu bileşenlerle örtüşmesi, bu yaşam biçiminin neden birçok insana iyi geldiğini anlamak için ilginç bir çerçeve sunuyor.